4 Şubat 2011 Cuma

Anlıyorsun Değil Mi?

3 gün önce sabahın 6'sın da uyandım.
her zaman ki olağan küfürleri etmeye ve dersanenin ders programını nereye fırlattığımı hatırlamaya çalışırken bir anda farkettim ki, bugün, yani o gün ayın 1'i.
hayır. tabi ki otobüse binip, koltuğa kurulup, ikinci katın hangi tarafı güneş görüyor diye düşünene, hareket edene hatta hafta içi her sabah en az 10 dakika dinlediğim Rabarba'da Mesut Süre ve günün konuğu Ömür Okumuş'u diyene kadar fark etmedim. Bugün ayın biri. Yani o gün.
Ben bu olayı 2'si diye hatırlıyordum ama değilmiş.
Hayatım da bir ölünün ardından iki defa üzüldüm. İkincisi Michael Jackson. Niye diye sormayın. Açıklaması dinlemenizden uzun sürer.
Ama ilkini unutmuyorum.
Öğrendiğim de fark etmedim tam ne olduğunu. ama bir süre geçmesi yetti. Barış Manço ölmüştü. Ve o gün ölüm yıl dönümüydü.
Ben Barış Manço'yu çoooooooooooooook severim. Genelde böyle uzatmam ama başka türlü söyleyemezdim. Radyolarda, televizyonlarda bir sürü şey söyleyebilirler ama o benim için sadece Barış Manço idi. Annem ve babamın her defasın da hatırlattığı "adam olacak çocuktu". Mançoloji idi. Nerede hangi program da görürsem göreyim sıkılmadığım, bırakmadığım, yıllar sonra çok küçük olduğumu farkedip üzüldüğüm. Üzüldüm. Çünkü ben Barış Manço'yu canlı göremedim.
12 yıl önce o akşam. atv heber. Ali Kırca'nın konuğu Cahit Berkay. Bir süre izledim. Sonra kardeşime baktım. Onun için çok matah bir şey değildi. Ama benim için. Nedense çok önemliydi.
Ve ilk defa biri ardından göz yaşı döktüm. Çocuktum. Kolay unuttum o an için. Ama biraz büyüdükten sonra şunu anladım.
Birini sevmek, sadece müziğini, hareketlerini, yüzükleri, konuşmasını, uzun saçını sevmek değil. Her şeyiyle bir insanı sevmek böyle bir şey olsa gerek. Yani. Böyle bi şey işte.
"sütümü içtim dişimi fırçaladım. ıspanakta yedim bugün. arabada öne de oturmuyorum. ama barış abi seni de unutamıyorum."

En çok sevdiğim

Ya da en çok sevdiğim bu

Ya da bu..

Benim Gibi Çok Hızlı konuştuğu için bu en çok sevdiğim