1 Aralık 2011 Perşembe

dım dırı dırım

bugün yola baktım. yeşil tabelanın üzerinde aksaray-ankara-FSM yazıyordu. aslında tam hatılamıyorum dersem ayıp olur çünkü akmayan trafikte nerye bakacaktım. hava yağmurlu dışarısı zor görünüyordu. yanımda oturan kızın bacaklarına mı bakacaktım. tamam bi kere baktım ama hayvanlığın lüzümü yok. öyle gözlerini dikmeyeceksin yani. ama bakmıyorum diyen erkek varsa... hıh hıh.
işte o yolu görünce bu aralarda sardığım bir şey geldi aklıma. sons of anarchy diye bir diziye sardım. tabi konu güzel ortam güzel, bi de başrolde ki abimizle kendini ister istemez bağdaştırıyorsun. kim bu abimiz. Jax abi. ya işte green street hooligans'ta ki pete karakteri. dizi güzel eğlenceli. hoş. böyle motor sürmek falan benim gibi araba sürmekten sıkılan biri için baya güzel bir duygu. ama bugünkü trafikte mi. hayır lan.
ya yılllar önce çanakkaleden istanbula dönüyordu otobüs. çanakkale keşan arasında bir yol vardı. sırf ağaç. yol çizgisi bile yok. işte orada rüzgar olur. (rüzgar nereye götür.....saçmalama lan)
uzun lafın kısası beşiktaş kazandı mutluluk var. yarın ders yok. ağrı sızı yok. yani.
şimdi o yolda ne rüzgar vardır ya.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Bundan İki Veya Üç Gün Önce

geçen günlerde şans eseri bir belgesel izledim.
Can Yücel hakkında.
izlediğim gün oruçluyuz tabi.
dayanamayıp uyuya kalmışım.
sonra başka bir gün dedim bari devamını izleyeyim.
neyse izliyorum.
ama ters döngü güneşe göre yaşadığımdan,
bir türlü sonunu getiremiyorum.
dedim olacak bir Hikmeti.
bu arada izlediğim belgeselde,
"Bir yudum İnsan".
Nebil Özgentürk belgesellerini,
zaten oldum olası sevdim.

işte belgeseli izlediğim o gün,
o ikinci gün.
çok önemli bir günmüş.
Can Yücel o zaman gitmiş.
oluyor işte bazen böyle.
gidiyorlar.

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa

kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi

dilimizde akşamdan kalma bir küfür

salonlar piyasalar sanat sevicileri

derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni

yakanda bir amonyak çiçeği

yalnızlığım benim sidikli kontesim

ne kadar rezil olursak o kadar iyi

kumkapı meyhanelerine dadandık

önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi

aramızda görevliler ekipler hızır paşalar

sabahları açıklarda bulurlardı leşimi

öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri

çöpçülerin elleriyle okşardın beni

yalnızlığım benim süpürge saçlım

ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

baktım gökte bir kırmızı bir uçak

bol çelik bol yıldız bol insan

bir gece sevgi duvarını aştık

düştüğüm yer öyle açık seçik ki

başucumda bir sen varsın bir de evren

saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi

yalnızlığım benim çoğul türkülerim

ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi


13 Ağustos 2011 Cumartesi

aklıma geldi.

boş konuşalım lan bugün. zaten her zaman dolu konuşmuyoruz kabul ediyorum ama bugünde boş konuştuğumuza inanalım. o kadar aşmışız ki artık göklerin üstünde bir kadri kıymetimiz var. biraz da uykum var.
ne yazayım sayın başkan? bak şeyi yazayım. mesela...
konu bulamadım ama her ne kadar saçma olsa da yazayım. mesela doğu almanya cumhuriyeti vardı ya. geçen gün ona ait bir belgesel izledim. yani onlar hakkında. işte orada bunların otobüsü üstünde ddr yazıyordu. lan dedim nasıl acaba? ne demek şimdi bu? sonra durdum.. ya sonuç olarak doğu almanyayı anlamam gereken yerde ddr gördüm.
o kadarda götümüzü yırtmaya gerek yokmuş. neyse bende dedim, açıyım hz.google'ı aratayım. sonra hz.wikipedi'ye giriyim falan.
bi baktım deutsch demokratik republik gibi bi şey çıktı.
acayip şoke oldum lan. dedim bu mudur yani. ben bunu televizyon karşısında böyle çeviririm. hemde oruçlu iken. sen bi bok yapmışsın gibi yapa yapa böyle mi çevirdin. öküzün evladı.. dedim.
ama sonra üzüldüm. açıkçası damla üzülmedim ama buraya uygun olup konuyu toparlaması için böyle bi şey yazdım.
ya adamlar yani almanlar, tabi kadınlarda var eşitlikçi olalım, neyse, zaten savaştan çıkmışlar borç harç içindeler dedim. bide oturup bunu mu çevirmeye kalkacaklar dedim. zor yani.
devlet yönetmiyoruz lan burada.
bu arada merak ettiğim bi çok şey olmasına rağmen, şu sıralar en çok kafama takılan, zaten bu kafayla takılmayacak gibi de değil. velhasıl kelam, hani bu ses hiç kaybolmuyomuş ya bizim bu yazdıklarımız da kaybolup gidecek mi lan.? mi acaba?
ya o bu değil de böyle iki kişi konuşuyormuş gibi yapınca bi kötü oldu yazdıklarım sanki hoşuma gitmedi.
o zaman güzel bişey yazalım. tamam. hani bu lys vardı ya, fen olanı hani benim bilmem kaç saat tavanı izleyip cerrahpaşa'nın ne kadar rutubetli olduğunu anladığım sınav. aslında tavanı da izlemedim. yalan.
her neyse o gün sınava girmeden önce banklara oturdum. hava biraz soğuk. zaten istanbul'un soğuk olduğu bir günde denizden gelen rüzgarın oralardaydım. kütüphane var ya onun yanındaydım. işte tam otururken galiba benim gibi sınava girecek bi grup geldi yan banka oturdu. işte onlardan biri sınava girecekti sanırım. çünkü küçükte olsa bir yaş farkı vardı. hatırladığım kadarıyla. yani üç tane kız geldi ama en fazla 22 yaşındadır kırmızılı olup, daha büyük gösteren.
işte o yeşilli olan çok güzeldi. şimdi nerden çıktı bu. iyiye iyi, kötüye kötü demeliyiz. peki der miyiz. mesela o yeşilli kız çok güzel olsa -ki öyle- ve o da bunu bilse, yada bilmese. biz gidip ona bunu söylersek. kız neye göre karar verir. yada o gün ortalık dizi setindeki saçma senaryoya dönse. ki dönse ve ben güzel miyim dese. ne diyeceğiz lan biz. belki sınava girecek diye evet mi diyecek cidden çok çirkin bi kıza.
ama böyle uzun paragraflar boyunca kızın birinin güzelliğini anlatmak çok berbat gözüktü. ki gözlüğüm de yoktu kız çok boktan olabilir. benden çok büyükte olabilir. ama sınava girecekse en az 17-18 falandır. en fazlada ...21 olsun abi zaten kırmızılık dan büyükse girmesin. ama bence 18 falandı asi ayaklarında böyle. ya sanki bende böyle 30'a merdiven dayadım da....
bi de benim gibi 6 ay sonra 20 olacak adam hala tekel bayiinde ehliyet göstermek zorunda ya. bu nereden aklıma geldi. işte hastaneye doğru esen rüzgar akşama doğru balıkçılarda rakı kokusu getirir. ha bu da aklıma geldi. o gün bide gazi koşusuna gitmiştim. bu nereden aklıma geldi. şimdi..
...
...
...
ulan hep aklımıza gelip kalacaksa ve ortama insanlara koşullara göre bi şeyler söylüyorsak veya söylemiyorsak. cidden lan aklında kalıp söyleyemiyorsan zor. çeneni tutman lazım. işte bunu yapan ve yahut yapanlar. ne demeye yaşıyoruz lan biz. yani ben. yada bunu yapan her kim ise.
..
bak son yazacağımı da unuttum.
neyse.
saygılarımla...
..
ha hatırladım lan. ben bu gidişle varya çok dayak yiyecem lan.
galiba üniversitede başlayabilir.
benim elimde armut toplamaz tabi.
saygılarımla...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Senin Canın Sağolsun.

Sonunda açıldı sayfa.
İnternetten biraz uzağımda.
..
Zamanında dünya futbolu ilginçmiş be abi.
Bugün uff be dediğin teknik direktörler yada godoman dediğin bütün futbolcular o gün, futbolcuymuş.
..
Mesela?
..
Yok az önce '74 Batı Almanya'yı izledim de. O zaman fark ettim.
Johan, Franz falan hepsi orada. Böyle izleyince futbol gözüne kötü gözükebilir ama özledim Dünya Kupası'nı. Brezilya falan dinlemeyip Aslı Pelit hesabı gidesim var Latin Kıtası'na.
..
Bu sarışınlıkla?
..
Evet biraz göze batarım ama olur ya neden olmasın.
..
Uzak değil mi biraz. Brezilya.
..
Aslında biraz. ama bundan üç beş gün önceye kadar biz İzmir'e, Trabzon'a ya da Diyarbakır'a deplasmana gitmiyorduk, uzak diyorduk. Ama insan gitmek isterse gidiyor be abi.
..
Neden gitmesin kardeşim gider tabi. Gidecek nedenin varsa yolda var.
..
Hmm. Ortam biraz sakinleşti mi? Ne oldu lan bi anda. Candan Erçetin yol şarkıları diyosun.
..
Ankara güzel diyorum.
..
Ne alaka abi Ankara falan. Anlamadım ya.
..
Eee başka? Anlat ne anlatıyım deme, anlat işte dinlemeye geldik seni.
Ben öyle soru sormayı falanda sevmem. Sen anlatmaya başla dinlemeyen dinlemesin.
..
Bitti abi o zaman. Bilmiyor musun ki insanlar sormadan anlatmaz.
..
Bitsin canım bitsin. Senin canın sağolsun.
..
..
Bi gün gelecek çok zengin olacağız. Ama aşırı. bütün hayallerimiz gerçekleşecek. İstediğimiz meslek olacak, harika bir ailemiz, paramız, evimiz, arabamız yani herşeyimiz. En pahalı bizim için kavram olmayacak. Rahat yaşam demek biz demek olacak.
..
Ama o gün gelince biz,
..
Biz olmayacağız. Başka biri olacak. Hani Ahmet Kaya diyo ya "adı farklı sanı farklı". Bizim adımızda sanımız da aynı olacak ama biz...
..
rıhtımda midye dolmayı, köpüksüz birayı (Sağol Ali Ece), son dal sigarayı, cebimizde ki parayı. Belki hepsini paylaşacağız ama yüzümüzde o gülümseme ve sırıtma olmayacak.
..
O gün gelecek bize "Sarı Fare" diye seslenenler, beyefendi diyecek.
..
O gün gelecek biz kaybettiğimiz her şeyin arasında en değerlisini kaybettiğimizi anlayacağız. Kendimizi avutmak için sorular soracak; siyah takımlara hizmet etmeyip, onlardan korkmazken; ölümden bahsedip avunacağız.
..
O gün korkmayacağız bu gün korktuğumuz kadar. Çünkü o gün olmayacak bir şeyin peşinde olduğumuzu bileceğiz.
..
İşte o gün.
..
Bizim her günümüz.
..
O gün. Bugün.
..
Ama o günün üstünden çok zaman geçti.
..
..
Saygılar abi.
..
Sana da abicim...

3 Ağustos 2011 Çarşamba

"Sie Sie Sie"

bir sabah kalkarsın. yeni bir gün diye. yeni bir başlangıç der nefs-i müdafa insanları. başka bir şey denmez. ben demiyorum. bir senarist diyor. ismi lazım gelmemekte şu an. aslında hatırlayamadım. çünkü iki mecaz kullanmamız yasak. ben kurallara uyan bir insanım.
bir çok senedir istanbul'da yaşıyorum. belki bundan birçok sene sonrada istanbul'da yaşıyacağım. ama ben de istanbul denen yerin dışında yaşamama rağmen istanbul'da yaşıyorum diyorum; reklama çıkan, çok sevdiğim, muhabbetini ve sofrasını merak ettiğim haldun boysan'da.
ve yaşadığım dediğin istanbul'un bir köşesinde, bir gece balkonunda, çok özene bezene hazırladığına inandığın ama aslında çok özene bezene olmayan bir sofrada oturuyorsun. ve bu sofrada kişisel zevk-ü sefanın içinde batıyorsun. tabi düşünce farklılıkları içinde.
çok güvenemediğin için migros yada carrefour'dan aldığın 35.lik yeni rakıyı açıyorsun, sonra sofraya oturdğunda arkadaşınla birlikte... polisler dayanıyor kapına, kafana.
ve tüm hayallerin (misal Cenıfır Lopez) gidiyor bir günde. Sie Sie Sie.
geçenlerde tekrar oturup izledim Pardon'u. Hayatının her anını azıcık geçip, azıcık öbür tarafa giden azıcık bu tarafta kalmış bir kaç adamın asosyal, komik, aynı zamanda gerçeklerin üstü gerçek ifadesi.
bellki sevseniz sevmeseniz de ferhan şensoy ve rasim öztekinin karşılıklı döktürdükleri film üstü hikaye.bak kurallara uymamaya başladım ama olsun. belki bir gün yakalanır ve pardon diye salıverilirim.
pardon ya. çok kötü bitirdim hikayenin sonunu.
çok basit bir indirgeme oldu.
tavanlarda bırakmak gerekiyordu.
o yüzden klişe olarak pardon.
ayrıca dumanın filmde çalan şarkısı. manası yok.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

ihalal 1- yada ihraç fazlası

iki gün veya daha önce önceki günlerimin suçlarını çekmek gibi bir düşüncenin içinde işlediğim tek suçun beklemek, ummak ve gerisi haricinde hiçbir şey yapmamak olduğunu anladım. sonuç olarak ne jack'mişim, ne manson'mış, aslında lord voldemort bile değilmişim. ama biraz butters saflığım(ve salklığım) biraz cartman sinirliliğim(nefretiz sahipliğim) biraz da brain olgunluğum varmış(ki bu kötü şey galiba). ama olsun sonuç olarak devam ediyor hayat.
yani az önce duman dinkleyip sıkılan bi insan bir anda şarlo izleyip gülebiliyorsun.
tama en azından bir paragraf düzgün bişey yazayım.
bundan bir çok sene önce 1966 yılında ingiltere futbol tarihinde çok önemli bir olay yaşanmış. ilk başta düşünen çoğu insanın aklına dünya şampiyonluğu geliyor. benim de aklıma ilk olarak o geldia ama şuda var ki bugün gördüğüm bir fotoğraf tüm bakışlar ve düşünceler üzerinde sıcak asfalt etkisi yaptı
.
neyse her düşünce bir gün değişebiliyor. yurttaş kane de öğrendim.
asıl önemli olanpara kazanmak değil. para elbet kazanılır ama asıl konu bu değil.
cidden bide aklıma şu takıldı. ya cennet ve cehennem bir paralel dünya ise...
kib.
ha bide behzat ç nin filmi yayınlanmış. yayınlanmış... ha bide şu şarkı cidden güzel.

bi de ... bide... eric kimdi ya???
tamam
şimdi ihlal oldu ama sonra cidden güzel bişeyler yazmaya gayret edicem. yani estetik olrak. yoksa konu olarak sevdi...bide ben zate..
tamam tamam sustum.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

BU BLOG BAZI PROJELER DOLAYISIYLA BEKLEME SÜRESİNE GİRMİŞTİR. TEŞEKKÜR EDERİZ :)

23 Mayıs 2011 Pazartesi

ulan tam her şey istediğimiz gibi olsun. eksiğimiz yok engelimiz yok. hiçbirşeyimiz yok derken fark ediyosun ki. sana engel olanlar hep diğerleri değil senin kabullenmen. hayatımın içine ettiler de mi böyle oldu ben mi ettim hayatımın içine. yaptığım felsefeyi tutmayan dilekleri kurduğum hayalleri kaybettiklerimi ve kazanmam imkansız olan şeyleri istememi.............
neyse diye başladığım laflerla böyle oldu. ama canın sağolsun. neyse.
ya para kazanmak falan istemiyorum. iyi bir üniversite olur olmaz. güzel bir hayat...
ulan mutlu olmak istiyorum be abi.
yeniden bir hayat sıfırdan başlamak laflerını etmek istemiyorum. ulan tam diyecem diyemiyorum. artık küfür bile etmiyorum. ne olursa olsun. olacak olsun ya da tüm dileğim herkes nasıl mutlu olacaksa öyle olsun. hani diyo ya behzat ç "bizde mutlu olmayalım, herkes mutlu olacak diye bi kural yok" diye.
cidden ya bi gün biri gelse dese ben mutsuzluğada varım dese. sanki o zaman umursamadığım için mutlu olurum....


4 Şubat 2011 Cuma

Anlıyorsun Değil Mi?

3 gün önce sabahın 6'sın da uyandım.
her zaman ki olağan küfürleri etmeye ve dersanenin ders programını nereye fırlattığımı hatırlamaya çalışırken bir anda farkettim ki, bugün, yani o gün ayın 1'i.
hayır. tabi ki otobüse binip, koltuğa kurulup, ikinci katın hangi tarafı güneş görüyor diye düşünene, hareket edene hatta hafta içi her sabah en az 10 dakika dinlediğim Rabarba'da Mesut Süre ve günün konuğu Ömür Okumuş'u diyene kadar fark etmedim. Bugün ayın biri. Yani o gün.
Ben bu olayı 2'si diye hatırlıyordum ama değilmiş.
Hayatım da bir ölünün ardından iki defa üzüldüm. İkincisi Michael Jackson. Niye diye sormayın. Açıklaması dinlemenizden uzun sürer.
Ama ilkini unutmuyorum.
Öğrendiğim de fark etmedim tam ne olduğunu. ama bir süre geçmesi yetti. Barış Manço ölmüştü. Ve o gün ölüm yıl dönümüydü.
Ben Barış Manço'yu çoooooooooooooook severim. Genelde böyle uzatmam ama başka türlü söyleyemezdim. Radyolarda, televizyonlarda bir sürü şey söyleyebilirler ama o benim için sadece Barış Manço idi. Annem ve babamın her defasın da hatırlattığı "adam olacak çocuktu". Mançoloji idi. Nerede hangi program da görürsem göreyim sıkılmadığım, bırakmadığım, yıllar sonra çok küçük olduğumu farkedip üzüldüğüm. Üzüldüm. Çünkü ben Barış Manço'yu canlı göremedim.
12 yıl önce o akşam. atv heber. Ali Kırca'nın konuğu Cahit Berkay. Bir süre izledim. Sonra kardeşime baktım. Onun için çok matah bir şey değildi. Ama benim için. Nedense çok önemliydi.
Ve ilk defa biri ardından göz yaşı döktüm. Çocuktum. Kolay unuttum o an için. Ama biraz büyüdükten sonra şunu anladım.
Birini sevmek, sadece müziğini, hareketlerini, yüzükleri, konuşmasını, uzun saçını sevmek değil. Her şeyiyle bir insanı sevmek böyle bir şey olsa gerek. Yani. Böyle bi şey işte.
"sütümü içtim dişimi fırçaladım. ıspanakta yedim bugün. arabada öne de oturmuyorum. ama barış abi seni de unutamıyorum."

En çok sevdiğim

Ya da en çok sevdiğim bu

Ya da bu..

Benim Gibi Çok Hızlı konuştuğu için bu en çok sevdiğim

27 Ocak 2011 Perşembe

Profaz I & .....

19 gün olmuş yazmayalı.
...
şimdi ne yazacağımı düşünüyorum...
ve ...
bir şey yok.
...
bugün "the social network" filmini izledim. tekrar. aslında hepsini izlemedim. zaten tekrar izlememin tek bi nedeni var. o da bu film cidden bu kadar güzel miydi diye.
ama sonra daha önemli bir şey farkettim. oradaki insanlar ile bir an kendimi özleştirdim. ve kim olmak istediğime karar veremedim.
sanırım hiç biri olamam bu gidişle. ama yine de bunu hayal etmek güzel ve zordu. hemen ardından bir simpson bölümü izledim. güldüm. ve kendime geldim.
aslında birkaç gündür kafamda dolaşan "the walking dead" etkisi gitti ama.
daha ilginç daha yeni bir şey. olmak istediğim insan ile olacağım insanın farklı olması.
yani o film de ki kimse olmamak. filmi çeken adam olmak.
ya da şu an göz ucu ile baktığım juve-roma maçında teknik direktör olmak. ya da yorumcu.
akşam maça gitmek mesela.
ben maça gitmeyi severim. bağırırım, çağırırım, kesinlikle küfretmem(!), kabul biraz içkiyi damarlarıma enjekte ederim. gol atınca sevinirim. gol yiyince sanki 40 yıllık sigara içen gibi bir iç çekerim. ve 90 dakika boyunca ümidimi hiç kaybetmem. orada bulunduğum her anın keyfini yaşamaya çalışırım.
bi de orada ki bazı insanlara imrenirim. benim statta yaşadığım bu anları her hafta yaşayan hayattan pek bi beklentisi olmayan insanların, yani oradaki duruşları, bağırışları. saygı duyulması.
bi gün bi şirkette "büyük" bi yönetici, o da ne demekse, olursam; o maçtaki heyecanımı, coşkumu (eve dönerken otobüste veya trende çekeceğim çile yerine özel arabamla gitmek, numaralı da oturmak. takım elbiseli bi adamdan sıyrılmak.) ne biliyim, kaybedeceğime inanırım bazı şeyleri. ve her ne kadar çok mutlu olmasam da hayatta bazı şeyleri kaybetmek istemem.
yani azda olsa mutlu olduğum anları, insanları, olayları veya beşiktaşı, kaybetmek istemem.
çok zengin olmayayım ben. mark z.....(işte faceboook'u kuran velet) kadar zengin olmayayım. ama mutlu olayım.
çok şey mi istiyorum bilmiyorum ama kafamdan geçen çok şey var. yazı biraz tutarsız. özür dilerim. ama çok süslü püslü bişey yazmak istemiyorum. çünkü parmaklarım hızlı ve öz yazmamı söylüyo. ya da ben parmaklarıma. aman neyse işte.
mesela ben, itü'yü kazanamazsam. doktor falan olmak istemedim. çünkü...bana göre değil işte. tm okumak istedim. ama her zaman istenen her şey olmuyo. olmadığı için o kadar mutsuz değilim. birazcık bi şey var. ama birazcık. mesela yazıya başlarken ben tanrıya inanırım demiştim. ama sonra sildim. neyse. ben önce kendime inanıyorum. güven. yani. ama bunun narsistlikle alakası yok.
bundan iki yıl önce veya sadece 6 ay önce sorsanız ileri dercede insan ayırt eden biriydim. bugün o kadar değilim.. mesela parayı da o kadar önemsemiyorum. ha bide yasal bahis iddaa var onu maç bölümüne eklemeyi unuttum yazıyım. bana heyecan veren şeylerden biri. yani biraz küçük gören bi adamım.
zaten bana nereyi istiyosun diye sordukları zaman, üniversite adı vermiyorum. param olsun. arabam olsun. bide fulyada evim olsun diyodum. şimdi pekte böyle düşünmüyorum.
şu ana kafamda şarkılar geçiyor, yarın karne alacağım iki tane bir var. ama gülümsüyorum.
çünkü alıştım.
daha ne yazıyım. yada gidip biraz biyoloji çalışıyım.
mesela kızdım içkiyi elimden almaya çalışanlara. kızdım çünkü içki içmeyi seviyorum. biraz şişmanım(peh biraz mı) ama içki ile pek bi alakası yok. ama seviyorum içmeyi. işte bazen seversin bi şeyi çünkü seversin. işte öyle bi şey.
ama ben sevmediğim şeyi veya sevmediğim insanı tak diye söylerim. biraz patavatsızım. beni çekebilen insan da az.
mesela siyaseti sevmem. çünkü konuşmaya başlayınca siyaset hakkında susmam. bi de benimle aynı düşüncede olmayanı sevmem.
son 6-7 satırdada söylediğim veya yazdığım-yazmaya çalıştığım gibi. ben sevdiğim şeylerle mutluyum.
ve neredeyse 19'a geldim. karar vermek için geçmi erken mi bilmiyorum. ama şunun kararını vermem gerektiğini biliyorum. sevdiğim şeylerle mutlu ama küçük unutulası bir hayat mı, büyük şatafatlı tarihe geçecek mutlu olma ihtimali barındıran bir hayat mı. işte bu ve bunun gibi bir çok şey yüzünden.
ben bu hayatı seviyorum.
...
ama endişe etmeyi sevmiyorum.
bak yine endişelendim. profaz I.....

9 Ocak 2011 Pazar

nefes

ilk nefes alışla başlasa da her şey, bir süre sonra nefes alışının farkında olmaz. olmamalı da. hayattan farklı beklentileri olduğunu bilir ve bu beklentilerin gerçekleşmesi için uğraşır. nefes alıp vermesi, bir sonraki gribal enfeksiyona kadar çokta matah bir şey değildir.
diğer şeyler için harcarken veya "uğraşırken" kaybettiklerine yanar insan.
ve kaybedilenler bir gidişin habercisidir. yeni bir başlangıcın değil. bu yüzden her kaybedilenden sonra tekrar başlamalarımın boş olduğunu kendim de biliyorum. ve bilmeme rağmen yeniden başlıyorum. yine de ortalamanın üzerinde mutluyum.
belki eskisi kadar sinirli, kızgın veya "atarlı" değilim. ama ben yine de kendimim.
sen yeter ki burada ol. ben hep buradayım...
tgy.